Mozaik
- Sacred Movements
- 14 Şub
- 2 dakikada okunur
Yaşamın içersinde her şeyi ne kadar birbirinden ayrıştırdığımızı fark ediyorum.
Bir şeyi yüceltip yükseğe koyarken bir diğerini küçümseyip, değersizleştirebiliyoruz.
Konu buraya nereden nasıl geldi?
Sabah Tayland fotoğraflarına düştüm. Sonra yola çıkmak, seyahat etmek üzerine düşündüm. Planlı, programlı yola çıkmak yerine zamanı gelince yola çıkmak daha benlik bir durum. Geçmişin fikriyle şimdide eylem alamıyorum. Geçmiş dediğim 1 ay öncesi bile olabilir bu arada:)
İlk tek başıma yolculuğuma çıkana kadar bu benim gözümde çok büyüttüğüm ve uzak gelen bir şeydi. Çünkü aslında küçüklüğümden beri de hayalimdi. İşte aslında bunu düşünürken fark ettim ki bu hayalimi gerçekleştirdikten sonra onu uzak bir yere, ayrı bir yere koymak yerine hayatıma dahil edebildim.
Bazen bilinmezlik, anlaşılmazlık ya da korkuyla bir şeyleri bu şekilde ayrıştırıyoruz. Normal / anormal olarak ayrıştırıyoruz.
Doğru / yanlış, olması gerekenler / olmaması gerekenler , iyiler / kötüler..
Ölümü yaşamdan ayrıştırıyoruz mesela.
Biriyle ilişkide olmayı kendimizle ilişkide olmadan ayrıştırıyoruz. Birini başarı olarak görürken bir diğerini başarısızlık olarak tanımlayabiliyoruz.
“Neden ilişkim olmuyor?” diye şikayet ederken “Kendimle ilişkim nasıl?” kısmına dönüp hiç bakmıyoruz bile.
İyi, güzel, sevilen, kabul gören, aydınlık yanlarımızı kucaklarken büyütürken kötü, sevmediğimiz, sevilmeyen, sakladığımız karanlık yanlarımıza da yokmuş gibi davranıyoruz.
Kazanmayı kaybetmekten ayrı tutuyoruz. Düşmeyi kalkmaktan. Başarıyı başarısızlıktan. (Neyse o artık başarı.)
Bir gün birine içimde taşıdığım zıtlıklardan bahsederken bana şunu söylemişti:
“Ben sana baktığımda çok güzel bir mozaik görüyorum ve bu bahsettiğin şeyler o mozaiğin bir parçası.”
Waow olmuştum:) Bunu duymak iyi gelmişti. Çünkü sürekli “bir şey” ya da “biri” olmaya çalışan bir yanım vardı. 5 yaşındaki , 15 yaşındaki, 30 yaşındaki Burcu. Hala hepsinden bir şeyler taşıyorum. Ama o zamanlar bir seçim yapmak zorunda gibi hissediyordum.
Bugün, 34ünün başında biri olarak, her bir parçama elimden geldiğince sahip çıkmaya çalışıyorum. Biri olmasa eksik kalırım bunu biliyorum.
Ve bütüne dönecek olursam, hayatıma, hayata, hiçbir deneyim bir diğerinden daha önemsiz değil. (Dr. Phil Stutz’un inci teorisi tam da bundan bahsediyor.) Evi temizlemek, toplamak kitap yazmaktan daha önemsiz ya değersiz değil örneğin. Yeni bir ülke görmek anne olmaktan daha herhangi bir şey değil. O boşlukları siz nasıl doldurursanız artık. Bir çocuğu sevmek bir sınavı kazanmaktan daha bir şey değil.
Sabah uyandığınız an, yaptığınız her bir eylemin kıymetini bilin ve önemsizleştirmeyin, ayrıştırmayın.
Yoga dediğimiz, bir’liktir. İşte yoganın hayatımızdaki dönüştürücü etkisi tam buradadır. Hayat içerisindeki pratiği buradadır. Ayrıştırmadan kendimizi kendi içimizde, ayrıştırmadan hayatlarımızı hayat içerisinde; o tamlık hissini yakalayabilmek ve dışarlarda aramamaktır.
Konu buraya nasıl geldi? Biraz öyle biraz böyle:)
İyi haftalar.
Love & Respect.





Yorumlar