Belirsizliğe Adım Atmak
- Sacred Movements
- 14 Şub
- 2 dakikada okunur
Belirsizliğe, bilinmezliğe adım atmak kimilerimiz için çok zor.
Zihin doğası gereği bilmek istiyor. Bilmek istemesi güvenlik arayışından geliyor. Ne olacak? Beni ne bekliyor? Neye hazırlanmam gerekiyor? Nelere ihtiyacım olacak? Eksikleri şimdiden tamamlayayım. Olabilecek hataları, ters gidebilecek durumları şimdiden öngörebileyim ki müdahale edebileyim. Kontrol edebileyim.
Bakmak isterseniz, şöyle bir durup düşünün. Yeniye, belirsizliğe, bilinmezliğe adım atmak sizde ne yaratıyor? Korku, heyecan, endişe, mutluluk, stres, merak.. Birçok şey olabilir.
Peki adımlarınızı atmakta / atamamakta bu hisler ne kadar etkili oluyor?
Çünkü korkuyor olmanız geride durmanız anlamına gelmiyor. Ya da heyecanlı olmanız adım atabileceğiniz anlamına.
Eylemler benim için seçimlerden ibaret. Soğuk suya atlamayı seçerim ya da seçmem. Bu kadar basit gelir bazen.
Kendimi hep tezatlıkların insanı olarak tanımlarım. Hem şunu hem bunu çoğunlukla aynı anda barındırdığım için. Kimi zaman da - çok nadir de olsa - şundan buna sonra yine şuna geçebilirim.
Bir yanım bilmek, bir şeylerin kontrolümde olmasını isteyebilir ve hatta çok isteyebilir ama seçimlerim bildiklerimden yana olmaz. Bilinmeyene giderim. Bilinmezlikten beslenir ve çok öğrenirim. Bazen çok da hırpalanırım. Ama yine onu seçerim. Çünkü zorlanmayı da severim. Ve bazen sevgili hayat bunu benim için yapar; balıklama atlamazsam beni bombalama bir şekilde suyun içine atar. Teşekkürler hayat:)
Bir yol aydınlık , sahil yolu, keyifli, güneşli, önümü görebiliyorum.
Bir yol karanlık, virajlı, tehlikeli, yağmurlu, gök gürlemeli, dönüşleri kestiremiyorum, bir yanım uçurum.
Seçimim ikincisinden yana olur. En azından bu yaşıma kadar hep böyle oldu diyebilirim.
Bu, şu da demek değil; Sadece bilinmez olan geliştirir insanı, hep bilinmezi seçmeli. İnsan bildiğini sandığı yerlerde yeni çokça şey keşfedebilir, öğrenebilir. Çünkü insan doğası gereği değişen, dönüşen bir varlıktır. Dolayısıyla bildiğini sandığı yerlerde yine bocalayabilir , zira orayı bilen kişi de artık geçmişte kalmıştır.
Nereye bağlamak isterim konuyu bir bakayım.
Belki bir eşikte olup adım atmaktan geri duranlar vardır.
Biteviye hayatından şikayet edip aynı zamanda o hayatından da vazgeçmek istemeyenler.
Bilinmezliği alıp dağın tepesine koyup gözünde büyütenler.
Söylemek isterim ki benim için bilinmezliğin en güzel yanı, içinin her an her şeyle dolabileceği kısmıdır. İyi ya da mutlu ya da daha daha bir şey değil. Hayatın hangi yakasında durursanız durun her şey zıddıyla kaimdir.
O yüzden getireceği güzelliklere, mutluluklara, iyiliklere, başarılara, kutlamalara gönüllü olduğumuz kadar götüreceklerine de, gözyaşlarına, üzüntülere, kırgınlıklara, düşüşlere ve yaslarına da gönüllü olmayı öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.
İnsan bu gönüllülüğü nasıl öğrenir?
Evvela kalp açıklığı.
Bazen aşk bazen ölüm ama hayatın içinde.
Kulede değil pazar yerinde.
Kenarında köşesinde değil, orta yerinde.





Yorumlar